| HOODIA GORDONII |
| HOODIA NASIL ÇALIŞIYOR ? |
| HAKiKi HOODIA? |
| HOODIA'NIN TARİHİ |
| HOODIA ARAŞTIRMALARI |
|
Hoodia Nasıl Çalışıyor Hoodia Gordonii'nin çok özel bir kimyasal bileşim olan ve bitkinin iştahı bastıran bir araç olan anorektik gibi davranmasını sağlayan steroit glikosid içerdiği bilinmektedir. Bunu, beyinde bir tokluk, bir doluluk hissi yaratıp beynin gıda arzusunu kapamak suretiyle gerçekleştirir. Hoodia bitkisinin böye bir etkisi olduğunu ortaya çıkardıktan, ve şaşırtıcı steroit glikosidi bitkinin aktif bileşenlerinden biri olarak betimledikten sonra, araştırmacılar bu sefer de bu etkinin tam olarak niçin ve ne şekilde oluştuğunu bulmak istemişlerdir. Rhode Island'ndaki Brown Universitesi'nde Hoodia'yı inceleyen bilim adamları, bu bitkinin taşıdığı steroit glikosidin, yapısalolarak kardiyak glikosidler olarak adlandırılan bir grup bitki-kaynaklı bileşimlere benzer olduğunu fark etmişlerdir. Bu maddeler kalp kasının kasılma gücünü arttırmaya ve normal kalp düzeni ve ritminin korunmasında yardımcı olarak kullanılır; ancak ortak bir yan etkileri var ki, bu da iştah kaybıdır. Bu durum araştırmacıların Hoodia steroit glikosid ile kardiyak glikosidlerin davranışlarının ilişkili olabileceği kanısına varmalarına yol açmıştır. Kardiyak glikosidler, Na/K-ATPase adı verilen ve görevi Adenosine Trifosfat (ATP) denen bir kimyasal tarafından sağlanan enerjiyi kullanarak sodyum ve potasyumun hücre içine giriş çıkış akışlarını düzenlemek olan vücut hücrelerindeki bir alıcı molekülü harekete geçirmek suretiyle çalışmaktadırlar. Bu süreç, hücrelerin kasların kasılımını (kalp kası da dahil) meydana getirmelerini sağlamaktadır; kardiyak glikosidlerin kalp sorunlarında kullanılmaları da bu nedenledir. Fakat bu kardiyak glikosidlerle olan benzerliğine rağmen, yapılan araştırmalarda Hoodia'nın steroit glikosidinin Na/K-ATPase alıcısı üzerinde herhangi bir etki yarattığını gösterememiştir. Bu da, Foodia'nın aktif bileşeninin kardiyak glikosid gibi çalışıyor görünmediğine işaret etmektedir. Hoodia bileşimi ayrıca geniş alanda diğer türde alıcılar üzerinde de herhangi bir etki gösterememiştir, bu nedenle o tarihte, bu bileşimin vücutta nasıl çalıştığı hala bir sırdı. Brown araştırmacıları daha sonra farklı bir yöntem denediler ve steroit glikosidi direk olarak farelerin beyinlerine enjekte ettiler. Seçilmiş olan konum, beynin iştah da dahilolmak üzere vücudun temel fonksiyonlarını kontrol eden parçası olan hypothalamus'tu. Bunun amacı, steroid glikosidlerin iştah bastırıcı etkisinin hypathalamusta direk faaliyetin bir sonucu olup olmadığını ortaya çıkarmaktı ve cevap müspet gözüküyordu. Enjeksiyona maruz kalan farelerle yapılan çoklu denemelerde, enjeksiyonların ardındaki ilk 24 saat içerisinde gıda alımı %50-60 kadar azalmış, ve doza bağlı olan etki yaklaşık 24-48 saat kadar sürmüştür. Brown araştırmacıları ayrıca steroit glikosidin, hypothalamustaki kimyasal Adenosin Trifosfat (ATP) seviyesini iki katından daha da fazla arttırmış göründüğünü keşfettiler. Bunu daha ileri seviyede test etmek için, bazı fareleri 4 günlüğüne sınırlı diyete soktular, bu da hypothalamuslarındaki ATP'yi %40 civarında azalttı. Bu anlaşılabilir bir şeydi; ATP vücutta gıda metabolizması tarafından oluşturuluyor; öyleyse daha az gıda da daha az ATP ile sonuçlanmaııdır. Ancak; bu az gıdayla beslenmiş farelerin beyinlerine steroit glikosid enjekte edildiğinde, hypathalamustaki ATP derhal yaklaşık normal seviyeye çıkmıştır. Araştırmacılar böylelikle steroit glikosidin hypothalamustaki ATP seviyelerini yükselttiğini göstermişlerdir. Bundan da anlaşılıyor ki; Hoodia'nın iştahı bastırmadaki rolü açığa çıkartılmış ve onun aktif bileşenin hypothalamik ATP'yi yükselttiği ve bu yükselmiş ATP'nin beyindeki tokluk hissinin anahtarı olduğunu J ileri sürmek akılcı görünüyor. Hakiki Hoodia Bugün Hoodia'ya dünyada o kadar talep var ki, şu anda tüm Hoodia bitkileri Afrika'nın güney ülkelerinde korunan türler. Bundan da öte; korunmakta olan türler olarak statüleri CITES (Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan ve Bitkilerin Uluslararası Ticaretine Ilişkin Sözleşme i The Convention on International Trade in Endangered Species of Wild Fauna and Flora) tarafından da tanınmaktadır. Bu, CITES'in izni olmadan kimsenin Hoodia ticareti yapamayacağı; ihracatçılar gibi, ithalatçıların da CITES'ten izin alındığını göstermesi gerektiği anlamına gelmektedir. Bu ölçüt öyle sıkı bir şekilde uygulamaya sokuluyor ki, hakiki Hoodia Gordonii şu anda dünyada elde etmesi en güç ürünlerden biri durumunda. Hoodia yetiştirmek, olgunluğa oluşma süresi çok uzun olduğundan, uzun bir süreçtir; kısa vadede ancak sınırlı miktarda mevcuttur ve bu da talebin çok yüksek seviyelerde olduğu bir döneme denk gelmiştir. Ancak; Hoodia ilavelerinde, Hoodia Gordonii'nin tamamının hasat edilip ihraç edilmesinden elde edebilecek olanın 3 katı Hoodia bulunmaktadır. Peki bu nasıloluyor? Bu sorunun ilk cevabı şudur: Piyasada Hoodia ya da Hoodia Gordonii olarak tanıtılan bazı ürünler, Kalahari Bushmen'ların kullandığı Genuine Hoodia Gordonii bitkisinden değil de Hoodia'nın diğer türlerinden elde edilmişlerdir. Hoodia'nın 20'den fazla türü olduğundan; bu diğer bitkilerin bir kısmı aslının yerine geçmesi için kullanılıyor; ancak maalesef bunların iştahı bastırma gibi bir etkilerinin olup olmadığına dair herhangi bir kanıt yok. Alıcılar dikkatli olun! Sorunun ikinci cevabı da şudur: Piyasada Hoodia, ya da Hoodia Gordonii olarak tanıtılan bazı ürünler hakiki Kalaharili Bushmen'larca bilinen Hoodia Gordonii bitkisinden elde edilmemişlerdir, çünkü bunlar Kalahari'den gelmemiştir. Hakiki Hoodia teminindeki sınırlamaları aşabilmenin bir yolu, farklı yerlerde Hoodia bitkileri yetiştirmektir. Çin ve Meksika Hoodianın gerçek ortamının bilinen en yakın alternatifleridir. Çin ya da Meksika Hoodiası yalnızca hakiki Hoodia eksikliğini gidermekle kalmaz, ayrıca asıl fiyatın da yalnızca beşte birine malolur; ancak üzgünüz ki, sadece hakiki Afrika Hoodiasının etkili bir iştah bastırıcı özelliği olduğu gösterilmiştir. Alıcılar, yine dikkatli olun! Sorunun son cevabı da şudur: Piyasada Hoodia ya da Hoodia Gordonii olarak tanıtılan bazı ürünler, içlerinde hakiki Hoodia Gordonii barındırmaları sebebiyle bir anlamda hakikidirier; ancak, satılan kapsülün içini doldurmak için gerekli olan Hoodia miktarını azaltmak maksadıyla, Hoodia başka bitkiler ya da muhtelif bileşenlerle karıştırılmaktadır. Fiyatı muhtemelen daha ucuz olacaksa da; belli bir ölçüdeki saf Hoodia ile, aynı ölçüde, fakat diğer şeylerle karıştırılmış Hoodia elbette ki karşılaştırılamaz. O halde bir kez daha, alıcılar dikkatli olun! Sonuç olarak; hakiki Hoodia Gordonii'nin azlığının kendisine olan katlanan taleple birleşmesi, kısa vadede, mevcut hakiki Hoodia'dan elde edilebileceğinden daha büyük bir Hoodia ürünleri sektörü oluşumuna yol açmıştır. Bu durum insanları Hoodia alternatifleri, Hoodia'nın yerine geçecek. şeyler ve Hoodia'ya ilaveler yapma yollarına sürüklemiştir, o nedenle bugün piyasadaki kimi Hoodia ürünü hakiki değildir. Hoodia, hatta Hoodia Gordonii olarak adlandırılıyor olabilirler; ancak Hoodia Gordonii türlerinden elde edilmemiş, hatta Afrika'da bile yetiştirilmemiştirler, veya % 100 saf Hoodia içermemektedirler. Hoodia'nın Tarihi "San, Khwe, Basarwa ya da Bushmen adıyla bilinen, Kalahari Çölü'nün yerlilerinin, 100,000 yıl öncesine dayanan, dünyanın yaşayan en eski kültürü olduğu tahmin edilmektedir. Bunlar genel olarak avcı toplayıcılarıydı, küçük bir kısmı bugün hala bu şekil yaşam tarzını sürdürüyor ve dünyanın en zorlu arazilerinde, en ağır şartlar altında yaşamaya devam ediyorlar. Bu da, yaşayabilmek için gerekli kaynakları bulmak amacıyla sürekli yer değiştirmek, yenilebilir bitkiler, içilir sular aramak, ve uzun mesafeler boyunca av peşinde koşmak anlamına gelmektedir. Kalahari'de hayatta kalabilmek için gereken beceriler doğalolarak çok fazladır, ama Çöı yerlilerinin yetileri her zaman bu güçlüklere denk olmuşlardır. 1937'de, Kalahari Bushmen topluluğunu inceleyen bir Hollandalı antropolog, onların av esnasında, hatta 2-3 gün boyunca sürenlerinde bile, yanlarına hiç yiyecek almadıklarını belirtmiştir. Bunun yerine Çölde yetişen özel bir bitki arayışına giriyorlardı, açlığı ve susuzluğu yatıştırma görevi üstlenen bu bitkiyi yemek onların hayatta kalmalarına olanak veriyordu. Bushmenlarca Xhoba olarak bilinen bu bitki Hoodia Gordonii olarak adlandırılıyordu. Ve onlar binlerce yıl bu bitkiyi açlığı bertaraf etmek ve yiyecek derdi olmadan günlerce avlanabilmek maksadıyla kullandılar. Hoodia ya da Xhoba'nın sırrı ortaya çıkmış olabilirdi, ancak o zamanlarda bu bitkinin Kalahari'nin dışında kalan dünya için pek de bir önemi yoktu. Fakat onun içecek yerine ve iştah bastırıcı olarak kullanılması daha sonralarda önem arz etmeye başladı; zira 1963'te Güney Afrika Bilimsel ve Endüstriyel Arştırma Konseyi'nin, bu bitkiyi yenilebilir yabani bitkiler üzerine yapılan incelemeye dahil etmelerini sağladı. Bu araştırmada Hoodia labaratuar farelerine yedirildi, sonrasında bu farelerin daha az yedikleri, ve herhangi bir yan etki olmadan kilo kaybettikleri görüldü. Hoodia'nın açlığı dindirme özelliğinin kesin olarak belli olmasıyla birlikte; patent uygulaması için, bu bitkinin iştah üzerine nasıl etki ettiğini bulup ortaya çıkarmak daha ileriki araştırmalara temel teşkil etti. Ancak; o zamanın yöntemleri aktif bileşenleri tanımlamada yeterli değillerdi ve 1968'te proje askıya alındı. Fakat 1986'da eSIR projeyi yeniden hayata döndürecek teknolojiyi (Yüksek-etki alanlı nükleer manyetik rezonans spektroskopi) elde etti. Bununla birlikte Hoodia'nın içinde bulunan, iştahı bastırmaya yarayan biyoaktif bileşen i etkili biçimde ayırabiidiler. 1955'te çalışma tamamlandı ve "3-0-[-beta-Othevetopyranosyl-( 1->4 )-beta-O-cymaropyranosyl-( 1->4)beta-O-cymaropyranosyl]-12beta-O-tigloyloxy-14-hydroxy14beta-pregn-5-en-20-one" adı verilen ayrılmış kimyasal madde için Güney Afrika'da patent başvurusunda bulunuldu. Bu, bir şeker molekülüne, ya da bu durumda olduğu gibi 3 şeker zincirine kimyasalolarak bağlı bir steroit molekülü olan, steroit glikosiddir. O zamanlarda hala tam olarak bilinemeyen şey, bu steroit glikosidin açlığı bastırmak için ne şekilde çalıştığı idi ve artık araştırmalar bulmacanın bu son parçasına odaklanmıştı. Bileşim açıkça beyinde bir tokluk hissi yaratıyordu ve ileriki araştırmalar nihayet bu etkiyi vermeyi nasıl başardığının sırrını ortaya çıkardı. Normalde besin, vücudun sindirim sistemi tarafından parçalanıp glikoza dönüşüyor, glikoz kan dolaşım sistemine karışıyor; beynin tokluk hissi duymasına yol açan da işte kandaki bu glikozdur. Görünüşe göre Hoodia'da bulunan steroit glikosid, glikozun etkisini taklit etme suretiyle, kan dolaşımındaki varlığıyla beyne vücudun besin dolu olduğu hissini verdirmektedir. Beyin de, aynı glikozun varlığında olduğu gibi, iştah hissini kapamak suretiyle buna cevap vermektedir. Hoodia Araştırmaları Binlerce yıl boyunca Hoodia Gordonii'nin iştahı bastırıcı etkileri sadace Kalahari'deki Bushmenlarca bilinmekteydi. 1936'da bir Hollandalı antropolog bu etkilere dikkat çekti, ve müteakip yılda konu hakkında direk Bushmenlardan alıntı yapan bir araştırma yazısına başladı. 1937'deki bu araştırma yazısı, Güney Afrika Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Konseyi'ni (CSIR), Hoodia'yı inceleme hususunda harekete geçirdi, ve hayvanlar üzerinde deneyler yapıldı. 1960'ta Hoodia'yla ilgili yapılan ilk proper klinik deneme ile, Hoodia'nın uygulanmasıyla birlikte laboratuar farelerinin kilolarının düştüğü görülmüştür. Ayrıca farelerin herhangi bir yan etki yaşamadıkları da dikkat çekmiştir. Hoodia'yla ilgili yapılan araştırma o günün teknolojisiyle sınırlı kaldığından, insan üzerinde bir araştırma yapma gereği duyulmamıştı. Gerçekten de, insanlar üzerinde deney yapılması pek çok yıl sonra, nihayet 2001 'de Ingiltere'de gerçekleşmiştir. Bu araştırmada bir grup hastalık derecesinde obez bay ve bayan "1 faz birim"e, hapishaneye benzer bir çevreye konuldu. Gönüllülerin yapabildikleri ancak okumak, televizyon seyretmek ve tabi ki yemekti. Grubun yarısına sürekli olarak bol miktarda Hoodia, ve geri kalan yarısına da plasebo verildi. 15 günün sonunda, Hoodia grubundakilerin yiyecek alımı günde 1000 kalori kadar düşmüştü. .. Diğer bir klinik araştırma da Rhode Adası'ndaki Brown Universitesi'nde fareler üzerinde yürütülmüştü. Bu araştırma, Hoodia'nın steroit glikosidinin direk olarak beynin iştahı kontrol etmesini sağlayan hypothalamusun üzerinde olduğunu açığa çıkarmıştır. Bu durum, bileşimi farelerin beyinlerine enjekte etme suretiyle ortaya konulmuştur. Enjeksiyonlar sonucunda hypothalamustaki nöronlardaki kimyasal ATP'leri ikiye katlamış, ve bir sonraki 24 saat için farelerin gıda alımını %40-60 seviyelerine kadar düşürmüştür. Araştırma, hypothalamustaki ATP artışının, beynin iştahı azaltmasına yol açtığını öne sürmektedir. Hoodia ile ilgili araştırmalar devam etmektedir ve kısa zamanda da etkinliğine yönelik daha fazla klinik delil oluşması beklenmektedir. |
| |
| Ulaş Eczanesi'ne dön |
| © Ulaş Eczanesi 2005 İzmir |